Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Cami Görevlileri ve Kıraat Sorunumuz

Hz. Ömer'den "Ben orduları namaz kılarken donatırım" diye bir söz nakledilir. Onun hesap ben de bu yazıyı bugün Cuma namazı kılarken tasarladım. Günahsa Allah affetsin. Bugün Cuma namazını kampüsün aşağısında küçük bir camide kıldım. Daha önce de bu camide birkaç kez cuma namazı kılmışlığım vardır. Hutbenin Arapça kısmında imamın ciddi okuma yanlışları var, hani o metin namazda sure olarak okunsa namaz kılmayacak derecede. Benzer yanlışlara daha önce farklı camilerde kıldığım pek çok Cuma namazında tesadüf etmişimdir. Aklımda kalan birkaçını zikredeyim. Hutbede "tekrîmen li-fehameti şâni şeref-i safiyyih" diye bir ifade var. İmam "fehamet" kelimesini hı ile değil; hâ ile telaffuz etti. "safiyyihî" ifadesini de -kulağım beni yanıltmadıysa- "safîh" gibi söyledi. En sonda okunan ayetteki "vel-münkeri ve'l-bağy" ifadesini okurken de "bağy" kelimesini ğayn ile değil; -tıpkı bir dana sesi gibi- ayn ile "ba...
En son yayınlar

HAYATTA OLUP OLMADIĞI BİLİNMEYEN ŞAHSIN FIKHÎ STATÜSÜ NEDİR?

Soru: Kişinin elinde bir başkasına ait bir mal var. Fakat mal sahibi gayr-i müslim ve yurt dışında yaşıyor. Kendisinin ağır hasta olduğu bilgisine ulaşılıyor, fakat kendisiyle irtibat kurulamıyor. Konsolosluktan da bu şahıs hakkında bilgi alınamıyor. Öldüğü veya yaşadığı hakkında bilgi yok. Telefona cevap vermiyor. Bu gayri müslim kişinin malını elinde bulunduran şahıs bu malı ne yapmalı, nerede kullanmalı ve ne kadar bekletmelidir?  Not: Mal zaman içinde çürüyüp zayi olabilecek türden bir mal.                                                                      *** Cevap: Kayıp olan ve ölü mü diri mi olduğu bilinmeyen şahsa fıkıh literatüründe mefkud denir. Mefkud olan kişinin mevcut haklarının -ki mülkiyet hakkı da bu kapsamdadır- korunacağı hususunda ittifak vardır. Mefkudluk hükmünün ne zaman sona e...

ERKEĞİN NAMAZDA VE NAMAZ DIŞINDA BAŞINI ÖRTMESİNİN HÜKMÜ

Soru: Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslam İlmihali'nde erkeklerin başı açık namaz kılmasının mekruh olduğu, bunun bir örf olmadığı yazılıdır. Ben bununla amel ediyorum; ama bazı çevreler bunun bir örf olduğunu söylüyorlar. Bu konuda mufassal bir cevap alabilir miyim?                                                                    *** Cevap: Erkeğin başını örtmesinin farz olduğunu savunan hiç kimse yoktur. Müstehap olup olmadığı ya da mürüvvete aykırı olup olmadığı hususunda ise ihtilaf vardır:  Kimi alimler erkeğin başını örtmesini müstehap kabul etmişler ve özellikle yaşlı veya ulema sınıfından olan bir erkeğin halk içinde başı açık olmasını mürüvvete aykırı bir davranış olarak telakki etmişlerdir.  Bazı alimler ise erkeğin başını açmasını veya örtmesini bölgeden bölgeye değişkenlik arzeden bir ...

CUMA NAMAZI KADINLARA FARZ MIDIR?

Soru: "Ey iman edenler! Cuma günü namaz için ezan okunduğunda Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın" (Cuma, 9) ayetinde hitap genel olmasına ve cuma namazının sadece erkeklere farz kılındığına dair bir ifade olmamasına rağmen bu namazı neden sadece erkekler kılmaktadır? Cevap: Cuma namazı Cuma suresindeki ayetle değil; -siyer kaynaklarına göre- Medine'ye hicret sırasında farz kılınmıştır. Cuma suresinin sonundaki ayetler ise Medine'ye bir kervan gelmesi üzerine namazı terk ederek kervana koşuşanları uyarmak amacıyla indirilmiştir. Dolayısıyla bu ayet nazil olmadan önce cuma namazı uygulaması toplumda zaten yerleşmişti. Asr-ı saadette ve dört halife döneminde bazı kadınların cuma namazına iştirak ettiğine dair rivayetler vardır, fıkıh literatüründe de "kadınlar cuma namazına iştirak edemezler" kabilinden bir hüküm yoktur. Kadınların cuma namazına katılmalarının bir gereklilik olup olmadığı hususuna gelince bunun farz olduğuna delalet eden ...

GİYİM-KUŞAMDA TEMEL İLKELER

İnsanın giysi ile ilk imtihanı Hz. Adem ile Havva henüz cennette iken yasak meyveden yedikleri zaman başlamış ve avret yerlerinin açıldığını fark edince derhal yapraklarla örtmüşlerdir. Bu kıssa, insanda örtünmenin fıtrî bir duygu olduğunu ve tarihinin insanın yaratılışı kadar eski olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Kur’an’ı Kerim’de “Ey Ademoğulları! Biz size hem edep yerlerinizi örtecek, hem de sizi güzel gösterecek elbiseler indirdik (yapmayı öğrettik)” (el-A’râf, 26) buyrularak elbisenin iki önemli işaret edilir. Bu işlevlerden biri tesettür, diğeri de zinettir. Bu işlevlerden ilkinin giyim kuşamda etik; ikincisi ise estetik boyutuna işaret ettiği söylenebilir. Dolayısıyla tesettür gibi tezeyyün de insanoğlunun fıtratına kodlanmış olan özelliklerden biri olduğu için görmezden gelinmesi ve ihmal edilmesi doğru değildir. Ancak tezeyyün ile teşhircilik arasında çok ince bir fark vardır. Kadın veya erkek bir müslümanın işi teşhircilik boyutuna vardırmadan estetiğe de ria...

BOŞANAN KADININ İDDET SÜRESİNCE EVDEN ÇIKMAMASI NE DEMEKTİR?

Hanefi mezhebine göre her ne şekilde -üç talak, bain talak veya ric’î talak- boşanmış olursa olsun boşanan bir kadının iddeti sona erinceye kadar evden çıkması yasaktır. Kocası vefat eden kadın ise gündüzün ihtiyaçlarını gidermek için çıkabilir; ama kocasının evinden başka bir yerde geceleyemez. Hanefiler bu görüşlerini “Apaçık bir hayâsızlık yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar.” (Talak, 1) ayeti ile temellendirmişler; kocası vefat eden kadının sadece gündüzleri çıkabilmesini ise şu esere dayandırmışlardır: Kocası vefat eden bazı kadınlar İbn Mes’ud’a gelerek çok yalnızlık çektiklerinden yakınmışlar, oda onlara gündüzleri birbirlerini ziyaret etmelerini; ama geceleri kocalarının evinden başka bir evde kalmamalarını emretmiştir. (bkz. Şeybanî, el-Asl, IV, 405) Tarihin herhangi bir döneminde tatbik imkanı bulabilmiş midir bilemem; ama bu ayete istinaden 7/24 evden çıkmama şeklinde bir görüşe varılması kanaatimizce isabetli...

KADININ EV İŞLERİNİ YAPMA VE SÜT EMZİRME BORCU

Özellikle Hanefî fıkhında kadının ev hizmeti görmesi ve çocuğunu emzirmesi gibi özellikle kadının kocasına karşı yükümlülükleri kazai değil; diyanî hükme bağlanmıştır. Kadının diyaneten ev işlerini görmekle diyaneten yükümlü olduğunu tasrih eden Hanefi fukahası, bunu Hz. Peygamber’in Hz. Ali ile Fatıma’yı evlendirdikten sonra aralarında iş bölümü yaptığı, ev işlerini Hz. Fatıma’ya; diğer işleri ise Hz. Ali’ye verdiğine dair rivayete dayanmıştır. Mezhepte eşraf kızları ile diğerlerini birbirinden ayıran ve kendi işini kendi görür taifesinden olan kadınların diyaneten ev işlerini görmekle yükümlü olduğunu, eşraf kızlarının ise böyle bir yükümlülüğünün bulunmadığı savunan fıkıh bilginleri yanında eşraf kızlarının da diyaneten ev işlerini görmekle yükümlü olduğunu savunan fıkıh bilginleri de vardır; Bu ikinci görüşü savunanlar, Hz. Fatıma’nın kadınların en üstünü, babasının ise bütün mahlukatın en şereflisi olduğunu, Hz. Fatıma ev işlerini görmekle yükümlü olduğuna göre diğer kadınlar...