Hanefi mezhebine göre her ne şekilde -üç talak, bain talak veya ric’î talak- boşanmış olursa olsun boşanan bir kadının iddeti sona erinceye kadar evden çıkması yasaktır. Kocası vefat eden kadın ise gündüzün ihtiyaçlarını gidermek için çıkabilir; ama kocasının evinden başka bir yerde geceleyemez.
Hanefiler bu görüşlerini “Apaçık bir hayâsızlık yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar.” (Talak, 1) ayeti ile temellendirmişler; kocası vefat eden kadının sadece gündüzleri çıkabilmesini ise şu esere dayandırmışlardır: Kocası vefat eden bazı kadınlar İbn Mes’ud’a gelerek çok yalnızlık çektiklerinden yakınmışlar, oda onlara gündüzleri birbirlerini ziyaret etmelerini; ama geceleri kocalarının evinden başka bir evde kalmamalarını emretmiştir. (bkz. Şeybanî, el-Asl, IV, 405)
Tarihin herhangi bir döneminde tatbik imkanı bulabilmiş midir bilemem; ama bu ayete istinaden 7/24 evden çıkmama şeklinde bir görüşe varılması kanaatimizce isabetli değildir; çünkü takdir edileceği üzere bir insanın takriben üç ay boyunca bir evde adeta tutuklu gibi yaşaması katlanılabilir bir durum olmadığı için insan fıtratıyla bağdaşmaz. Nitekim tefsir literatürünün genelinde ve meallerin hemen tamamında bu ayet, “boşadığınız eşlerinizi iddet bitinceye değin –herhangi gerekçe ile olursa olsun- evden kovmayın, evi terketmeye zorlamayın, onlar da başlarını alıp gitmesinler” şeklinde açıklanmıştır. (örneğin bkz. Keşşaf, IV, 554)
Bu yasağın hikmeti dönülebilir olan boşamada tarafların barışması ve evliliğin kaldığı yerden devam edebilmesi ihtimalidir. Bu ihtimal, yeni bir akit yapmak suretiyle bâin (kesin) boşama için de geçerlidir. Esasında ayetin sonundaki “Bilemezsin olur ki Allah sonra yepyeni bir durum ortaya çıkarır” ifadesi de bu hikmete işaret etmektedir. Hanefilerin “hiçbir suretle dışarı çıkarılmama ve çıkmama” şeklindeki yaklaşımları ise bu hikmeti sağlamaktan ziyade yok edici, ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaktadır. Çünkü her kim olursa olsun bir evde gözaltında tutulan ve zinhar dışarı çıkmasına izin verilmeyen bir insanın gün geçtikte daha da serkeş ve huysuz olacağı gün gibi açıktır. Bu durum ise kocanın boşama kararını gözden geçirmesi bir yana, “iyi ki boşamışım şu huysuz kadını!” diyeceği bir ortam yaratacaktır.
Diğer yandan iddet süresi bir geçiş dönemidir. Ailesinin evi küçük veya kalabalık olduğu ya da başka bir şehirde olduğu için kadının derhal ailesinin evine gitmesi imkan dahilinde olmayabilir. Yeni bir ev kurabilmek için ise makul bir süreye ihtiyaç vardır. Bundan dolayı kadına iddet süresince süknâ ve nafaka hakkı tanınmıştır.
Şu halde boşanan kadının iddet süresince ikamet adresi boşamanın gerçekleştiği sırada oturmakta olduğu ev olup kadının, evlilik vaktindeki gibi, evden dışarı çıkarak meşru ihtiyaçlarını gidermesine bir mani yoktur. Ancak aradaki soğukluk giderilerek evliliğin kaldığı yerden devam edebilmesi için kocasının evde bulunduğu vakitlerde evde bulunması ve onunla barışmak için gayret sarfetmesi uygundur.
(Vallahu a’lem)
Osman Güman (26/02/2017)
Yorumlar
Yorum Gönder