Ana içeriğe atla

GİYİM-KUŞAMDA TEMEL İLKELER

İnsanın giysi ile ilk imtihanı Hz. Adem ile Havva henüz cennette iken yasak meyveden yedikleri zaman başlamış ve avret yerlerinin açıldığını fark edince derhal yapraklarla örtmüşlerdir. Bu kıssa, insanda örtünmenin fıtrî bir duygu olduğunu ve tarihinin insanın yaratılışı kadar eski olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Kur’an’ı Kerim’de “Ey Ademoğulları! Biz size hem edep yerlerinizi örtecek, hem de sizi güzel gösterecek elbiseler indirdik (yapmayı öğrettik)” (el-A’râf, 26) buyrularak elbisenin iki önemli işaret edilir. Bu işlevlerden biri tesettür, diğeri de zinettir. Bu işlevlerden ilkinin giyim kuşamda etik; ikincisi ise estetik boyutuna işaret ettiği söylenebilir. Dolayısıyla tesettür gibi tezeyyün de insanoğlunun fıtratına kodlanmış olan özelliklerden biri olduğu için görmezden gelinmesi ve ihmal edilmesi doğru değildir. Ancak tezeyyün ile teşhircilik arasında çok ince bir fark vardır.

Kadın veya erkek bir müslümanın işi teşhircilik boyutuna vardırmadan estetiğe de riayet ederek giyinip kuşanması için başlıca şu ilkelerden söz edilebilir: 

a) Giysinin vücut hatlarını gösterecek kadar dar olmaması
b) Altını gösteren şeffaf, transparan bir dokumaya sahip olmaması, 
c) Renginden veya desenlerinden dolayı aşırı derecede dikkat çekici olmaması,
d) Karşı cinse benzememek
e) Gayrimüslimlere benzememek.

Bu ilkelerden dar, şeffaf ve dikkat çekici olmamak doğrudan tesettürle ilgili hususlar olup bunlara dikkat edilmemesi tesettüre manidir. Karşı cinse ve gayrimüslimlere benzememe ilkeleri ise kimlik inşasına yönelik olup gayrimüslime benzememek müslüman kimliğini; karşı cinse bezmememek ise cinsiyet kimliğini inşa etmektedir. 

Peki, bir kimse ne giyerse karşı cinse veya gayrimüslime benzemiş olur? Mesela şalvar yerine kaynağı itibarıyla ecnebî olan ve geleneksel Türk-İslam giysileri arasında yeri olmayan pantalon, ceket giymekle müslüman bir erkek gayrimüslimlere benzemiş olur mu? Ya da genellikle erkek giysisi olarak bilinen pantalon giyinmekle bir kadın karşı cinse benzemiş olur mu?

Kanaatimce her iki sorunun cevabı da “hayır, olmaz” olacaktır. Çünkü burada gayrimüslime benzemek ile kastedilen şey, mutlak olarak gayrimüslimlerin giydikleri kıyafetleri giyinmek değil; herhangi bir dine mensubiyeti gösteren simgesel bir kıyafet giyinmektir. Pantalon ve ceket gibi giysilerin ise bu nitelikte simgesel bir değeri yoktur. Dolayısıyla müslüman bir erkeğin ceket, pantalon giyinmesinde herhangi bir sakınca yoktur.

Diğer yandan pantalonun bir erkek kıyafeti olduğu, dolayısıyla müslüman bir kadının zinhar pantalon giyinmemesi gerektiği yolundaki algı da kanaatimce isabetsizdir. Bir kadının pantalon giyinmemesi saygı duyulacak kişisel bir tercih olmakla birlikte “karşı cinse benzemek” ile kastedilen şey, kadının erkeksi kıyafetler giyinmesi, erkeğin ise kadınsı/feminen giysiler giyinmesidir. Dolayısıyla bir kadının kaba avret yerlerini örten nispeten uzun bir ferace ile birlikte diz hatlarını belli etmeyen dökümlü bir pantalon giyinmesinde bir sakınca olmasa gerektir. Bu ilkelere riayet edilmesi halinde her iki cinsiyet için de giyim kuşam şekli kişisel tercihe kalmıştır. 
Vallahu a’lemu bi's-savâb.
Osman Güman, 21.06.2017

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cami Görevlileri ve Kıraat Sorunumuz

Hz. Ömer'den "Ben orduları namaz kılarken donatırım" diye bir söz nakledilir. Onun hesap ben de bu yazıyı bugün Cuma namazı kılarken tasarladım. Günahsa Allah affetsin. Bugün Cuma namazını kampüsün aşağısında küçük bir camide kıldım. Daha önce de bu camide birkaç kez cuma namazı kılmışlığım vardır. Hutbenin Arapça kısmında imamın ciddi okuma yanlışları var, hani o metin namazda sure olarak okunsa namaz kılmayacak derecede. Benzer yanlışlara daha önce farklı camilerde kıldığım pek çok Cuma namazında tesadüf etmişimdir. Aklımda kalan birkaçını zikredeyim. Hutbede "tekrîmen li-fehameti şâni şeref-i safiyyih" diye bir ifade var. İmam "fehamet" kelimesini hı ile değil; hâ ile telaffuz etti. "safiyyihî" ifadesini de -kulağım beni yanıltmadıysa- "safîh" gibi söyledi. En sonda okunan ayetteki "vel-münkeri ve'l-bağy" ifadesini okurken de "bağy" kelimesini ğayn ile değil; -tıpkı bir dana sesi gibi- ayn ile "ba...

SAFLAR ARASI MESAFE NE KADAR OLMALIDIR?

Soru: Cami ile evinin arasında bir araç geçebilecek kadar dar bir sokak olan birisi bu camide cemaat ile namaz kılındığı zaman kendi evinden imama tabi olup namazı kılabilir mi? Diyaliz hastası olan ve camiye gidemeyen bir amcanın Cuma namazlarını bu şekilde kıldığı konuşuldu. Böyle kılınan bir namaz geçerli midir? Nafile ve farz namazlar arasında fark olur mu bu durumda?                                                                      *** Cevap: Cemaatle kılınan bir namazda saflar arasındaki mesafeye ilişkin Hanefi fıkıh literatüründe yer alan bilgiler özetle şunlardır: 1) Saflar arasında bir tekne veya kağnı geçecek büyüklükte bir nehir veya kamuya açık yol bulunmamalıdır. Mütabaat (imama uyma) imkanı ortadan kalkacağı için cami dışındaki alanda saflar arasında bu kadar mesafe bırakılması caiz olmaz. ...

ERKEĞİN NAMAZDA VE NAMAZ DIŞINDA BAŞINI ÖRTMESİNİN HÜKMÜ

Soru: Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslam İlmihali'nde erkeklerin başı açık namaz kılmasının mekruh olduğu, bunun bir örf olmadığı yazılıdır. Ben bununla amel ediyorum; ama bazı çevreler bunun bir örf olduğunu söylüyorlar. Bu konuda mufassal bir cevap alabilir miyim?                                                                    *** Cevap: Erkeğin başını örtmesinin farz olduğunu savunan hiç kimse yoktur. Müstehap olup olmadığı ya da mürüvvete aykırı olup olmadığı hususunda ise ihtilaf vardır:  Kimi alimler erkeğin başını örtmesini müstehap kabul etmişler ve özellikle yaşlı veya ulema sınıfından olan bir erkeğin halk içinde başı açık olmasını mürüvvete aykırı bir davranış olarak telakki etmişlerdir.  Bazı alimler ise erkeğin başını açmasını veya örtmesini bölgeden bölgeye değişkenlik arzeden bir ...