Ana içeriğe atla

İÇKİ SATAN BİR MARKETTEN ALIŞVERİŞ YAPMAK

Özellikle tatil yörelerinde, otellerde ve yabancı ülkelerdeki marketlerin hemen tamamında; helal olan diğer pek çok ürün yanında içki satışı da yapılmakta ve bu işletmelerden ekmek, peynir, zeytin gibi helal ürünler satın almanın hükmü zaman zaman sorulmaktadır.

Bu meseleye cevap vermek için şu hususların aydınlatılması gerekmektedir:
1. İçkili bir yerden alış-veriş yapmak, doğrudan ya da dolaylı olarak haram bir şeye destek olmak anlamına gelir mi ve bu fiil, içki içene, servis edene, satana, alana … lanet eden hadisin kapsamına giren bir fiil olarak kabul edilebilir mi?
İçkili bir yerden alışveriş yapmak doğrudan değil; ama dolaylı olarak harama destek vermek anlamına gelir. Dolayısıyla imkân ölçüsünde bundan hazer etmek icap eder. Ancak zikri geçen hadisin kapsamına girmez; çünkü burada akdin konusu içki değil; helal bir mal veya hizmettir.
2. Bir münker görüldüğünde elle değiştirmek, dille söylemek veya kalple buğzetmeyi salık veren hadisle birlikte değerlendirildiğinde içkili yerden yapılan alışveriş “münkere kayıtsız kalmak”, “zulme rıza” anlamı taşır mı?

Hiçbir zaruret ve ihtiyaç yokken ve makul alternatifler varken içkili yerden mal veya hizmet almak pek tabii ki münkere kayıtsız kalmak kapsamında değerlendirilir; ancak bunun bütün durumlara teşmili isabetli değildir. Nihayetinde Hz. Peygamber (s.a.v.), faizli işlemlerde beis görmeyen Yahudilerle alışveriş yapmış ve zırhını rehin olarak bırakmıştır. Asr-ı saadet sonrasında da günümüze değin şarap ve domuz üreticisi ve satıcısı olan ehl-i zimmet ile müslümanlar arasında malî işlemler yapılagelmiştir. Dolayısıyla gayri meşru mal üreticisi veya satıcısı ile muamele mutlak olarak münkere kayıtsız kalmak kapsamında değerlendirilemez.

3. Zaruret, ihtiyaç ve ihtiyar durumları arasında bir ayrım yapılabilir mi?
Pekâlâ böyle bir ayrım yapmak mümkün ve hatta gereklidir. Açlıktan veya susuzluktan ölmek üzere olan bir kimsenin içki satan bir dükkandan ekmek veya su alması bir yana, başka bir yiyecek veya içecek bulamamaması halinde kendisini hayatta tutacak kadar domuz yemesi veya şarap içmesi caiz, hatta farzdır. Dolayısıyla bu durumda olan birinin içki veya domuz satan bir dükkandan helal bir ürün satın alması haydi haydi caizdir.

Makul bir mesafede alışveriş yapacak bir dükkan bulunmaması veya alternatifin piyasa değerinin çok üzerinde satış yapması durumu ise ihtiyaç haline örnek verilebilir. Böyle bir durumda içki satan bir dükkandan alışveriş yapmak caizdir.

İhtiyar halinde yani hiçbir zaruret ve ihtiyaç söz konusu değilken içki satan dükkandan alışveriş yapmak ise münkere karşı kayıtsızlık içerdiği için doğru değil ve tahrimen mekruhtur.

4. Sedd-i zerîa prensibi ile birlikte düşünüldüğünde bu meselenin kazaî ve diyanî hükmü nedir?
Bu mesele sedd-i zeria örneklerinden “şarap üreticisine üzüm satma” meselesine benzemektedir. Şarap üreticisine üzüm satmanın hükmü fıkıh bilginleri arasında tartışmalı olup Ebu Hanife ve Şafii bu akdi caiz ve geçerli kabul ederken İmam Malik caiz görmemiştir. Şarap üreticisinin aldığı üzümü şarap imalatında kullanması büyük bir ihtimal olmakla birlikte Ebu Hanife ve Şafii gibi fıkıh bilginleri onun üzümü, yemek, misafirlerine ikram etmek, hoşaf yapmak gibi başka amaçlarlar da kullanmasının ihtimal dahilinde olmasını dikkate alarak -akitte şarap üretimi için alındığı hususu zikredilmemek şartıyla- bu satışın caiz olduğunu söylemişler; buna karşın Malik b. Enes, her ne kadar özü bakımından bu satışın geçersizliğini gerektirecek bir eksiklik bulunmasa da sedd-i zeria ilkesi gereğince bu tip satışları caiz görmemiştir; çünkü satın alan kişinin bu üzümü şarap imal etmek için kullanması kesine yakın bir ihtimaldir.

İçki satan bir dükkandan veya gayri meşru ürünler de bulunduran bir mağazadan alışveriş yapmak da buna benzemektedir. Akde konu olan ürün açısından bu muamelede bir sorun yoktur ve akit sahihtir; çünkü akdin tarafları işlem yapabilme ehliyetine sahip ve sözleşme konusu mütekavvim bir maldır.

Hanefiler yasaklanan fiilleri içerdiği kötülük/çirkinlik vasfı itibarıyla farklı kategorilere ayırmışlardır. Kötülük, ya yasağa konu olan şeyin özündedir ya da haricî bir sebepten kaynaklanır. Haricî bir sebepten kaynaklanan kötülük ise ya fiilin taşıdığı bir vasıftan ya da ona ilişen başka bir unsurdan kaynaklanır. Özü itibarıyla kötü olan fiile ihtiyar halinde domuz eti yemek ve şarap içmek, taşıdığı bir vasıftan dolayı kötü olan fiile bayram gününde oruç tutmak, ilişen (mücavir) bir sebepten dolayı kötü sayılan fiile ise Cuma ezanı okunurken alışveriş yapmak örnek verilebilir.

İçki satan bir işletmeden alışveriş yapmak bu kategorilerden üçüncüsüne dahildir. Dolayısıyla Cuma ezanı sırasında yapılan alışveriş nasıl ki kerahetle birlikte geçerli ise içki satan dükkandan yapılan alışveriş de geçerlidir. Ancak bu alışveriş ile dükkan sahibinin dükkanında içki satması görmezden gelinmiş ve bir bakıma desteklenmiş gibi olmaktadır. Bu itibarla makul bir mesafede ihtiyacın görülebileceği alternatif bir alış veriş merkezi, market veya bakkal varsa uygun olan ve bir müslümana yakışan, bu alternatifi değerlendirmek ve gayri meşru ürün satışı yapan bu işletmelere destek vermemektir. Alternatif bir alışveriş merkezi bulunmasına rağmen böyle bir dükkandan alışveriş yapmak ve özellikle de bunu kanıksayıp itiyad edinmek ise münkeri sıradanlaştırma riskini barındıracağı ve bu konudaki hassasiyeti zedeleyeceği için –akit geçerli olmakla birlikte- tahrimen mekruhtur.

Ancak hiçbir alternatifin bulunmadığı bazı durumlar da vardır. Mesela yurt dışında içki ve domuz satışı yapmayan bir market hemen hemen yok gibidir. Yine üç yıldız ve üzeri otellerin hemen tamamında içki hizmeti sunulan bir bar mevcuttur ve ne yazık ki Türkiye’nin herhangi bir yerinde bu nitelikte olmayan bir otel bulmak hemen hemen imkânsız gibidir. Dolayısıyla bu gibi alternatifsizlik durumlarında bu kurumlardan alışveriş yapmakta ve hizmet almakta bir sakınca olmasa gerektir. (Vallahu a’lem)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cami Görevlileri ve Kıraat Sorunumuz

Hz. Ömer'den "Ben orduları namaz kılarken donatırım" diye bir söz nakledilir. Onun hesap ben de bu yazıyı bugün Cuma namazı kılarken tasarladım. Günahsa Allah affetsin. Bugün Cuma namazını kampüsün aşağısında küçük bir camide kıldım. Daha önce de bu camide birkaç kez cuma namazı kılmışlığım vardır. Hutbenin Arapça kısmında imamın ciddi okuma yanlışları var, hani o metin namazda sure olarak okunsa namaz kılmayacak derecede. Benzer yanlışlara daha önce farklı camilerde kıldığım pek çok Cuma namazında tesadüf etmişimdir. Aklımda kalan birkaçını zikredeyim. Hutbede "tekrîmen li-fehameti şâni şeref-i safiyyih" diye bir ifade var. İmam "fehamet" kelimesini hı ile değil; hâ ile telaffuz etti. "safiyyihî" ifadesini de -kulağım beni yanıltmadıysa- "safîh" gibi söyledi. En sonda okunan ayetteki "vel-münkeri ve'l-bağy" ifadesini okurken de "bağy" kelimesini ğayn ile değil; -tıpkı bir dana sesi gibi- ayn ile "ba...

SAFLAR ARASI MESAFE NE KADAR OLMALIDIR?

Soru: Cami ile evinin arasında bir araç geçebilecek kadar dar bir sokak olan birisi bu camide cemaat ile namaz kılındığı zaman kendi evinden imama tabi olup namazı kılabilir mi? Diyaliz hastası olan ve camiye gidemeyen bir amcanın Cuma namazlarını bu şekilde kıldığı konuşuldu. Böyle kılınan bir namaz geçerli midir? Nafile ve farz namazlar arasında fark olur mu bu durumda?                                                                      *** Cevap: Cemaatle kılınan bir namazda saflar arasındaki mesafeye ilişkin Hanefi fıkıh literatüründe yer alan bilgiler özetle şunlardır: 1) Saflar arasında bir tekne veya kağnı geçecek büyüklükte bir nehir veya kamuya açık yol bulunmamalıdır. Mütabaat (imama uyma) imkanı ortadan kalkacağı için cami dışındaki alanda saflar arasında bu kadar mesafe bırakılması caiz olmaz. ...

ERKEĞİN NAMAZDA VE NAMAZ DIŞINDA BAŞINI ÖRTMESİNİN HÜKMÜ

Soru: Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslam İlmihali'nde erkeklerin başı açık namaz kılmasının mekruh olduğu, bunun bir örf olmadığı yazılıdır. Ben bununla amel ediyorum; ama bazı çevreler bunun bir örf olduğunu söylüyorlar. Bu konuda mufassal bir cevap alabilir miyim?                                                                    *** Cevap: Erkeğin başını örtmesinin farz olduğunu savunan hiç kimse yoktur. Müstehap olup olmadığı ya da mürüvvete aykırı olup olmadığı hususunda ise ihtilaf vardır:  Kimi alimler erkeğin başını örtmesini müstehap kabul etmişler ve özellikle yaşlı veya ulema sınıfından olan bir erkeğin halk içinde başı açık olmasını mürüvvete aykırı bir davranış olarak telakki etmişlerdir.  Bazı alimler ise erkeğin başını açmasını veya örtmesini bölgeden bölgeye değişkenlik arzeden bir ...