Ana içeriğe atla

KORSAN YAZILIM KULLANMAK CAİZ Mİ?

90’lı yılların sonunda yüksek lisans öğrencisi olduğumuz dönemlerde bizim nesil yeni yeni bilgisayar sahibi oluyordu. O zaman benim 4.3 Gigabayt hardiski olan bir bilgisayarım vardı. Yine o sıralar Arapça kitap programları yeni yeni tedavüle giriyordu. Suudi Arabistan’da bir şirketin hazırladığı Mektebetü’l-fıkıh, Mektebetü’t-tefsir vesair isimlerini taşıyan CD’ler 70-100 dolar gibi yüksek fiyatlarla satılıyordu. CD’yi bilgiyasara taktığımızda kurulum sayfası “Uksimu billahi’l-azîm” diye başlayan bir yemin ile açılırdı. Sahte yazılım kullanmadığımıza dair beyanımızı içeren bu yemin metnine tıklamadan kurulumu başlatamazdık. Öğrenciydik ve haliyle bu CD’lerden her birini bırakın, tekine bile 100 dolar verecek maddi imkanımız yoktu. Programı kurarken fareyi yemin metninin üzerine getirdikten sonra yüzümüzü ekrandan başka bir yöne döner ve güya yemin metnini görmeden programı kurardık.

Sade bu da değil; başta Windows işletim sistemi ve Microsoft Office olmak olmak üzere para ile satılan pek çok programın sahtesini kullanırdık. Yazılım üreticileri de dahil olmak üzere sahte program kullanımı çok yaygın bir olgudur. O kadar ki “ben bugüne kadar ömr ü hayatımda hiç sahte program kullanmadım” demek “öğrencilik hayatımda hiç kopya çekmedim” demekten daha büyük bir yalandır. (Yine de yapmamış olanları tenzih ederim.)

Hasılı korsan yazılım kullanmak, bilgisayar kullanıcılarının mübtela olduğu ve bir o kadar da hükmünü merak ettiği konulardan biridir.

İmdi, korsan yazılımın hükmüne dair pek çok görüş bulunmakla birlikte ben kendi kanaatimi arzetmekle iktifa edeceğim.

Önce şunu tespit edelim ki dinî olsun veya olmasın her bir yazılım bir emek ürünü olup fikrî haklar kapsamında yer alır, dolayısıyla ekonomik bir değer taşıyan bir maldır. Nasıl ki birinin eşyasını, arabasını izni olmaksızın kullanamıyor ve temellük edemiyorsak bu tür yazılımlara da ücretini ödemeden sahip olamayız. Kimileri dinî bilgiye erişimde bir ihtikar, kısıtlama olamayacağı tezinden hareketle dinî içerikli programların sahtesinin kullanımına cevaz veriyorsa da kanaatimizce bu konuda dinî-dinî olmayan yapmak doğru olmadığı gibi, programı yapan şirketin müslüman-gayrimüslim olması gibi bir ayrım yapılması ve hükmün buna bina edilmesi de doğru değildir.

Ancak şu da bir gerçektir ki bu tür bilgisayar programları çok pahalıdır ve teknoloji sürekli geliştirildiği için aldığımız ürün çok kısa bir sürede demode olmaktadır ve yenisiyle değiştirilmesi gerekmektedir. Bütçesi dar olan ve güçlükle geçimini sağlayan pek çok insanın bu ücreti ödemesi pek imkân dahilinde gözükmemektedir. Diğer yandan bunu program üreticileri de bilmekte ve bireysel kullanıcıların bu yollara tevessül etmesine göz yummaktadır. Sözgelimi Microsoft, sahte işletim sistemlerini tespit etme, özelliklerini kısıtlama ve hatta yasal prosedürü işletme imkanına sahip olmasına rağmen muhtemelen bilgisayar kullanıcılarının azalmasına yol açacağı gibi endişelerle bunu tercih etmemekte ve kaçak kullanımlara örtülü olarak izin vermektedir. Buna karşın devlet daireleri ve büyük işletmeler sürekli denetim altında tutulmakta ve bu yolla büyük gelir elde edilmektedir. Diğer yandan pek çok şirket, farklı özelliklere sahip programlar üretmekte ve bir de özellikleri diğerine kısıtlanmış olan bir home edition (ev sürümü) üreterek ücretsiz ya da cüz’î bir ücretle kullandırmaktadır.

Kanaatimce hemen herkesin az ya da çok bulaştığı, fukahanın tabiriyle umum-belvâ olan böyle bir meselede “Bu, fikrî bir haktır, dolayısıyla ücreti verilmeden kullanılması zinhar caiz değildir” tarzındaki beylik yaklaşımlar, makul ve tatbiki kabil değildir. Dolayısıyla başta öğrenciler olmak üzere programın orjinalini alma veya bulma imkânına sahip olamayanların sahte programları kullanması anasının ak sütü gibi tertemiz olmasa da, şirketlerin örtülü izin ve onayına binaen bunda bir beis olmadığı söylenebilir. Varlıklı kimselerin ise bu yola tevessül etmesi caiz değildir.

Not: Bu yazı bir fetva değil; şahsî bir görüşün ifadesinden ibarettir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cami Görevlileri ve Kıraat Sorunumuz

Hz. Ömer'den "Ben orduları namaz kılarken donatırım" diye bir söz nakledilir. Onun hesap ben de bu yazıyı bugün Cuma namazı kılarken tasarladım. Günahsa Allah affetsin. Bugün Cuma namazını kampüsün aşağısında küçük bir camide kıldım. Daha önce de bu camide birkaç kez cuma namazı kılmışlığım vardır. Hutbenin Arapça kısmında imamın ciddi okuma yanlışları var, hani o metin namazda sure olarak okunsa namaz kılmayacak derecede. Benzer yanlışlara daha önce farklı camilerde kıldığım pek çok Cuma namazında tesadüf etmişimdir. Aklımda kalan birkaçını zikredeyim. Hutbede "tekrîmen li-fehameti şâni şeref-i safiyyih" diye bir ifade var. İmam "fehamet" kelimesini hı ile değil; hâ ile telaffuz etti. "safiyyihî" ifadesini de -kulağım beni yanıltmadıysa- "safîh" gibi söyledi. En sonda okunan ayetteki "vel-münkeri ve'l-bağy" ifadesini okurken de "bağy" kelimesini ğayn ile değil; -tıpkı bir dana sesi gibi- ayn ile "ba...

SAFLAR ARASI MESAFE NE KADAR OLMALIDIR?

Soru: Cami ile evinin arasında bir araç geçebilecek kadar dar bir sokak olan birisi bu camide cemaat ile namaz kılındığı zaman kendi evinden imama tabi olup namazı kılabilir mi? Diyaliz hastası olan ve camiye gidemeyen bir amcanın Cuma namazlarını bu şekilde kıldığı konuşuldu. Böyle kılınan bir namaz geçerli midir? Nafile ve farz namazlar arasında fark olur mu bu durumda?                                                                      *** Cevap: Cemaatle kılınan bir namazda saflar arasındaki mesafeye ilişkin Hanefi fıkıh literatüründe yer alan bilgiler özetle şunlardır: 1) Saflar arasında bir tekne veya kağnı geçecek büyüklükte bir nehir veya kamuya açık yol bulunmamalıdır. Mütabaat (imama uyma) imkanı ortadan kalkacağı için cami dışındaki alanda saflar arasında bu kadar mesafe bırakılması caiz olmaz. ...

ERKEĞİN NAMAZDA VE NAMAZ DIŞINDA BAŞINI ÖRTMESİNİN HÜKMÜ

Soru: Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslam İlmihali'nde erkeklerin başı açık namaz kılmasının mekruh olduğu, bunun bir örf olmadığı yazılıdır. Ben bununla amel ediyorum; ama bazı çevreler bunun bir örf olduğunu söylüyorlar. Bu konuda mufassal bir cevap alabilir miyim?                                                                    *** Cevap: Erkeğin başını örtmesinin farz olduğunu savunan hiç kimse yoktur. Müstehap olup olmadığı ya da mürüvvete aykırı olup olmadığı hususunda ise ihtilaf vardır:  Kimi alimler erkeğin başını örtmesini müstehap kabul etmişler ve özellikle yaşlı veya ulema sınıfından olan bir erkeğin halk içinde başı açık olmasını mürüvvete aykırı bir davranış olarak telakki etmişlerdir.  Bazı alimler ise erkeğin başını açmasını veya örtmesini bölgeden bölgeye değişkenlik arzeden bir ...